Bilecik ili Gölpazarı ilçesi Kümbet Köyü Sitemize Hoş Geldiniz.

Bilecik İli Gölpazarı İlçesi Kümbet Köyü forum sitesi
 
AnasayfaSSSKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 MİRAC KANDİLİ TEBRİĞİ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ömer kalkan
Gençlik Kolları Başkanı (CEO)
Gençlik Kolları Başkanı (CEO)
avatar

Yay Mesaj Sayısı : 423
hizmet gücü : 621
Teşekkür Edenler : 41
Doğum tarihi : 21/12/67
Lakap : ALPEREN

MesajKonu: MİRAC KANDİLİ TEBRİĞİ   Perş. Tem. 08 2010, 14:59

BAŞTA TÜM HEMŞEHRİLERİMİZ PLMAK ÜZERE BÜTÜN İSLAM ALEMİNİN MİRACI MUBAREK OLSUN....BAĞIŞLANANLARDAN OLURUZ İNŞAALLAH....RABBİM HAKKIYLA İDRAK EDENLERDEN EYLESİN İNŞAALLAH...





AB-I HAYAT.....
PINARDAN DAMLAYANLAR....






İnsan birşeyi sevdi mi, sevdiklerininde kavuşmasını ister...
Mîrac...
Namaz kılmayan mîrac'dan mahrumdur.
Mîracta ne hikmetler vardır...!




Bir dâvâ ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur ve haktır.



Adem aleyhisselam; kupkuru bir dünyaya geldi, yıllarca değil yüzyıllarca sıkıntı çekti. Sonra peygamber efendimizin sallallahü aleyhi vesellem yüzüsuyu hürmetine dua etti. "Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ..." duasını devamlı okurdu.



Sonra, iki evladından biri diğerini öldürdü... Bir baba için çok zordur bu...!



Nuh aleyhisselam 950 sene uğraştı. İnanmadılar, çok eziyet ettiler. Döverlerdi, her seferinde öldü diye bırakırlardı. Cebrail aleyhisselam gelir yaralarını sarardı, tekrar tebliğe başlardı... Sonra Allahü teala O'na gemi verdi.



İbrahim aleyhisselam'ı ateşe attılar, oğlunu kesme emri verildi ki; İbrahim aleyhisselam, Allahü teala'nın halîl'i, Peygamberidir...



Musa aleyhisselam da çok çekti; Doğduğu sene firavun bütün erkek çocukları öldürdü. Senelerce çobanlık yaptı. Dönerlerken, hanımı hamile idi,... zifîri karanlıkta, çaresiz idiler... Bir ışık gördü, ışığa gitti. Orada Allahü teala O'nunla konuştu (Mîrac değil, mîrac yalnız peygamber efendimize verildi). Musa aleyhisselam bir kişi gördü, etleri lîme lîme dökülmüş... Mûsâ aleyhisselam: "Yâ Rabbî, bunun günahı nedir ki, buna böyle ceza verdin" dedi. Allahü teala: "Yâ Musa, ceza değil mükafat verdim, o öyle yüksek makamlar istedi ki, o makamlara kavuşması için bunu çekmesi lazım" dedi.



Eyyüb aleyhisselam'ın kurtlanmadık yeri kalmamıştı...



Yakub aleyhisselam ağlamaktan gözlerini kaybetti...



Yusuf aleyhisselam; Kuyuya atıldı, kolay mı?...!



Zekeriyya aleyhisselam, ağacın içinde ağacla birlikte kesildi...



Îsâ aleyhisselam 30 kadar kişiyi ikna etti diye neler çekti.



Bunlar hepsi peygamberdi. Neden bu kadar sıkıntı çektiler? Lâ ilâhe illallah dedikleri için... Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi vesellem), "benim çektiğimi hiçkimse çekmedi" buyuruyor. Yani en fazla sıkıntıyı Peygamber efendimiz çekti.



Hazreti Ebu Bekr radıyallahü anh efendimiz neler çekti, kaç kere dövdüler, herkesten evvel îmân etti, malını ve canını verdi. Herkesin yaptığı bütün ibadetlerin sevabları, katlanarak Hazreti Ebu Bekr'e, sonra da bir misli daha katlanarak Peygamber efendimize (sallallahü aleyhi vesellem) verilmektedir. Hem kâinât O'nun hatırına yaratılmış, hem herkesin sevabları da O'na verilmektedir. Hazreti Ömer radıyallahü anh efendimiz namaz kılarken şehid edildi. Hazreti Osman radıyallahü anh efendimiz Kur'an-ı Kerîm okurken şehid edildi. Hazreti Ali radıyallahü anh efendimizin çektikleri,.. hele Hazreti Hüseyin radıyallahü anh efendimizin başına gelenler herkesin mâlûmudur...



Yâni Peygamber efendimizin vârisleri de çok çektiler. Niçin?... "Allah var" dedikleri için, "La ilahe illallah Muhammedün Resulullah" dedikleri için...



Dolayısıyla îmân, inanmak çok zor, inandırmak dahada zordur...



Îman, Allahü tealanın kullarına ihsân ettiği hususi nimetidir.



Îmanı olanlar kavuştukları bu büyük nîmetden dolayı oynasalar yeridir.


Mü'min toprak gibidir. Mütevâzîdir... Ne şikayet eder, ne şikayet edilir...




Herkes elindeki taşı, gücüne göre fırlatır. Taşı atma gücü îmâna ve ihlasa bağlıdır. Başkaları sizi severse inanır. sevmezse inanmaz.


Allahü teala dünyayı verdiğine ahireti vermez.




Hadîs'i kutsîde; "iki korkuyu bir kalbde cem etmem" buyuruluyor. Dünyada Allahü tealadan korkanlar ahirette korkmasın, dünyada korkmayanlar ahirette çok korksun.



Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir



Mîrac namazdır.



Îmân inanmaktır.



Peygamber efendimiz, Ümmihânî'ye mîracı söyleyince, "aman bunu kimseye anlatma, kimse inmaz ve inananlar da vazgeçer" dedi. Peygamber efendimiz de "O halde anlatacağım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük taşlar üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın" buyurdu.



Akıl durdu, zaman durdu, herşey durdu... Îmân başladı. Mirac'da çok hikmetler vardır...



Peygamber efendimiz hiç yalan söylememiştir.



Derler ki; "cenneti cehennemi gidip gören varmı?"!



- Var!



- Kim var!



- Hayatında hiç yalan söylememiş olan Hazreti Muhammed (sallallahü aleyhi vesellem) var!



1400 senedir devam eden başka bir olay yoktur... işte mîrac 1400 senedir devam ediyor.



Her mübarek gece kıymetlidir. Fakat Mi'rac gecesinin ayrı bir hususiyeti vardır. Mi'rac gecesi; ızdırab ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir.



Peygamber efendimiz bir ay taifte islamiyeti anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar...



Üzüntülü bir şekilde dönerlerken, bir bağ kenarında oturup biraz istirahat ettiler. Addas adındaki, oradaki bağın bekcisi üzüm getirdi, peygamber efendimiz "bismillahirrahmanirrahim" deyince, Addas şaşırdı, "bu sözü buralarda hiç duymadım" dedi. Peygamber efendimiz "sen nerelisin?" diye sorunca "Nineveliyim" dedi. "Kardeşim Yunus'un memleketindensin, o da benim gibi peygamberdi" buyurdu. Addas, "Yunus'u buralarda kimse bilmez, bu güzel yüzün, bu güzel sözlerin sahibi asla yalancı olamaz" dedi ve iman etti, "ben de sizinle gelmek istiyorum" dedi. Peygamber efendimiz ona "şimdi sen burada kal, yakında ismimi her yerde işitirsin, o zaman bana gel" buyurdu. Bir ay kimse inanmadı, yolda dönerken bir kişi iman etti... Gece Ebu Talip mahallesinde amcasının kızının evine geldi, "Aç, amcan oğlu Muhammedim" buyurunca, Ümmü Hani, "Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok" dedi. Peygamber efendimiz, "yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter" buyurdu...



Allahü teala Cebrail aleyhisselama, "Habibim bu halde yine bana yalvarıyor, çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git habibimi bana getir" buyurdu...



Evvela Mescid-i Aksa'ya geldiler. Bütün peygamberlere imam oldu. (Tabi o zamanki Mescid-i Aksa şimdiki yer değil, alt katında bir yerdi, kıble de şimdiki gibi değildi, Mescid-i Aksa en kıymetli üç yerden biridir).



Peygamber efendimiz gitti, Allahü tealayı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde gördü... "Ya rabbî ümmetime de bunu isterim" dedi... İşte namaz bize mirac olarak verildi.



Namaz Miraçtır... Allahü teala namaz gibi büyük bir nimeti insanlara ihsan etti.



Namaz varsa hayat vardır. Namazdan mahrum olan herşeyden mahrumdur. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz. Namaz Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne sebeptir... Allah yolunda olanın duası makbuldür.



Büyüklerimiz buyuruyorlar ki, “Bir dava ne kadar çok üzüntü ve sıkıntılı olursa, o kadar da uzun sürer”... Peygamber efendimiz "en çok sıkıntıyı ben çektim" buyuruyor. O halde islam dîni kıyamete kadar sürecektir.



Herkes evladının mesut olmasını ister... Allahü teala kullarının Dünyada ve ahirette mesut olması için din gönderdi.



İslamiyet Allah'a giden yoldur. Dinin emir ve yasaklarına uyan, dünya ve ahirette mesut olur.



Hiçkimse Kur’an-ı Kerimi kendi aklına göre tefsir edemez. Kur’an-ı Kerim'in tefsiri peygamber efendimizin yaşayışı ve anlattıklarıdır. Eshab-ı kiram tefsiri gördü. En iyi eshab-ı kiram anlar... Onlar da talebelerine anlattılar, buna da mezhep denildi. Mezhepler sonradan çıkma değildir, eshab-ı kiramın hepsi müctehid idi.



Rasgele çok kitab okumak tehlikelidir, doğru kitabı çok okumak lazımdır. Büyüklerin hayatı kitab okumak, okutmak ve tatbik etmekle geçmiştir.



Bu dünya, aynadaki bir görüntüdür... Görüntünün olabilmesi için bir hakikatin olması lazımdır. Hakikat ahirettir. Mescidlerin, hakiki yeri cennettir, cennetin dünyada izdüşümü mescidlerdir... Cennetin yolu mescidlerden geçer. Fotoğrafın olabilmesi için bir gerçeğin olması lazımdır... Ahiretde bir hakikat olmasaydı, dünyadaki bu görüntü olmazdı.



Bütün peygamberleri Allahü teala çok mühim bir özelliğinden dolayı seçmiştir. Eshab-ı kiram efendilerimiz sormuşlar, "Ya resulallah, Cenab-ı hak sizi hangi güzel huyunuzdan dolayı seçti" demişler. Cevabında peygamber efendimiz "îsar" buyurmuş. İsar, kendi muhtaç olduğu bir şeyi vermektir... Her mü’min ömründe bir kere olsa bile isar yapabilmelidir ki cennete kolay girsin.



En güzel şey îsâr’dır, bu da büyükleri, Allahü teala'nın sevgili kullarını tanımakla kolaylaştırılır. Beyaz nokta siyahın üzerinde belli olur.



Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir...



Huzur Pınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mübarek mirac kandilini tebrik eder, bu gece hususi dualarınıza muhatab olmak isteğimizi arz ederiz efendim.



Allahü tealaya emanet olunuz efendim.


ali zeki osmanağaoğlu



Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.






Bir dâvâ ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur ve haktır.
Îman, Allahü tealanın kullarına ihsân ettiği hususi nimetidir.
Mi'rac gecesi; ızdırab ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir.
Namaz Miraçtır... Allahü teala namaz gibi büyük bir nimeti insanlara ihsan etti.
İslamiyet Allah'a giden yoldur. Dinin emir ve yasaklarına uyan, dünya ve ahirette mesut olur.
Mîrac aklın bittiği, Îmanın başladığı yerdir...





Ey lâtifler lâtifi, ey kalblerin meliki,
ilim, takva ehlinin reisi, ehl-i sünnet varisi.
İnsanların üstünü, doğru yolun rehberi,
hayât esrarını çözen, âriflerin serveri.

Asrın müceddidi, O vâris-i enbiyâ...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Her kelamında rûhlara, âb-ı hayât akıyor,
her sözü, kalblerden, pasları kaldırıyor.
Aşkıyla tutuşanlar, yanıp kavruluyor,
kalbi mühürlü olanın, nasibi olmuyor!

Yapayalnız bir insan ulaşır mı felaha?
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Vurulmamak ne mümkün! Nur akan simanıza,
seçilmişler vâsıldır, hizmete zatınıza.
Mümkün olamaz karşılık, bizdeki hakkınıza,
cana minnet biliriz, kulluğu kapınıza.

Onun hürmetine yâ Rab, bizi Ondan ayırma!
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Resûlullahı, gösteren aynadır bizzatihi!
Abdülhakim efendinin göz nurudur kendisi!
Kurtarır layık olsak, teveccühünüz bizi,
neler kazanmazdık ah! tanıyabilsek sizi...

Ey gönüller sultanı, canım dayanmaz daha,
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Gözlerimi kapayıp, derin düşünüyorum,
hayâlimde, rûhumda, bir Işık görüyorum.
Kalbleri pak eden, bakışlar önündeyim,
fakat bu, rü’yâ değil, bilmiyorum nerdeyim.

Sevdamız bu Işığadır, rûhların tek matlûbuna...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Doğrusu bu cihanda, başkaca Işık yoktur,
Olsa bile sönüktür, ziyasız ve donuktur.
Sizi bilenler bilir, bilmeyene söz yoktur.
Bu nadide sofrada, kırıntı bize çoktur.

Bu Işık kavuşturmuş , âşıkları ma’şûka...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Bizden sadır olanlar, sizi sena edemez,
boş laftan, yanlış sözden, daha öte gidemez.
Hakire sükut düşer, karga nağme edemez!
Sizi meth-ü senaya, diller kafi gelemez.

Sevenlerin ne yapsın, zulmet dolu dünyada...
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Ardınızdan yetim kaldı ciğerpareleriniz,
yüreği parçalanan aşıklar sizin sevenleriniz.
Kararan gönüllere ilim meşalesiydiniz,
İlim, takva ehlinin şüphesiz reisiydiniz.

Unutulmayan nursunuz, ehl-i sünnet yoluna.
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Bir teveccühle, gaflet perdelerini gideren,
bir tebessümle, sonsuz se’âdetleri veren.
İlm, irfân, kerâmet, hârikalar menba’ı,
bu dünyâ nazarınızda, sanki örümcek ağı.

Ebedî sultân olur, bende olan Onlara.
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Alimlerin rehberi, âşıklar sığınağı,
Dünya zulmette iken, kurtardınız etrafı.
Sel gibi aktı yaşlar, sevenin gözlerinden.
Ölüm size düğündür, biz olduk elem çeken.

Sevenleriniz ne yapsın zulmet dolu dünyada?
Yürekler dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?

Bizimki övmek değil; nafile bir gayrettir,
Belki birkaç söz ile, güneş’i tarif etmektir.
Aşığa gönül gerek, bizlerdeki yürektir.
Bu yolda makbul olan, kendini hiç bilmektir.

Bu dünyayı terk ettiniz, kavuştunuz maşuğa.
Huzur ailesi dayanır mı Sizden ayrı kalmağa?


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
MİRAC KANDİLİ TEBRİĞİ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bilecik ili Gölpazarı ilçesi Kümbet Köyü Sitemize Hoş Geldiniz. :: Sosyal Failiyetler ve Dernek Hizmetleri :: Düğün, Kına,Nişan,Toplantı, Cenaze Duyuruları-
Buraya geçin: